Lavinia – Özdemir Asaf

“Özdemir Asaf’ın unutulmaz bir yanı da 1960′ların ünlü edebiyat matinelerindeki tavırlarıydı. Son derece tatlı bir havayla gelir, kendine özgü peltek konuşmasıyla şiirini söyler, alkışa boğulur, iki elini birden kafasının iki yanına götürerek çift yanlı asker selamı verir, koca bıyıklarıyla gülümser, gösterisini genel istek üzerine ‘Lavinia’ adlı şiiriyle noktalardı.”

Mehmet Fuat, Konuşan Toplum, Cumhuriyet, 16 Şubat 1994

Lavinia

Sana gitme demeyeceğim.

Üşüyorsun ceketimi al.

Günün en güzel saatleri bunlar.

Yanımda kal.

 

Sana gitme demeyeceğim.

Gene de sen bilirsin.

Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim,

İncinirsin.

 

Sana gitme demeyeceğim,

Ama gitme, Lavinia.

Adını gizleyeceğim

Sen de bilme, Lavinia.

 

Özdemir Asaf

 

Lavinia – İlhan Selçuk

Saatli Maarif Takvimi’nin yaprağını kopardım, arka sayfada Özdemir Asaf “Geldim” şiiriyle karşıma çıkıverdi:

“Beni çağırmadınız, kalkıp ben kendim geldim.

Uzaklardan size bir haber getirdim geldim.

Bıraktıklarınızdan, unuttuklarınızdan,

Sımsıcak-anılası günler getirdim geldim.

………….

Solarken suladığım, koparken bağladığım,

Ölürken canlandığım, sözler getirdim geldim.”

Özdemir bir geldi mi, gecenin içinde seyehat başlar, en azından sabahın üçünü bulurduk. Kendine göre reçeteleri vardı; içerken bana mısın demezdi, ardından garsona seslenirdi:

_ Bir pepsi…

_ Ne yapıyorsun?..

Ortaya attığı kurama göre Pepsicola’da ‘pepsin’ varmış, mideyi rahatlatır, alkolün etkisini siler süpürürmüş; anlattığına inanırdı; nüktenin, şiirin edebiyatın dalgasında kayak yaparak geceyi aşarken “Yuvarlağın Köşeleri”nde dolaşırdı:

Birisi konuşurken bütün iş dinleyendedir.

Birisi dinlerken bütün iş konuşandadır.

Birisi susarken bütün iş susandadır.”

Aramızdaki söyleşi bu kurala göre süregelirdi; ben neden susmayı yeğliyordum?.. “Yuvarlağın Köşeleri”ni verirken kitabın ilk sayfasına şunu yazmıştı:

“İlhan Selçuk’a.

Kelimler kelimelere insanlarla ulaşırken…

4.12.1961″

             *

Lavinia’ya âşıktı Özdemir…

Kral Latinus’un kızıydı Lavinia; Vergilus’a göre Roma yakınındaki on üç sunaklı tapınağıyla ünlü Latvinium kenti Lavinia’nın onuruna kurulmuştu. Özdemir sevdiği kız için uzun yıllar dillerde dolaşan ‘Lavinia’ şiirini yazdı.

Yalnız Özdemir mi, koca ressam Edip Hakkı’da Lavinia’ya âşıktı. 1950′li yılların İstanbul’u, avareliği ve sevdaları tohumlayan yosun kokulu bir şehirdi. Özdemir o kentin Boğaz’dan esen rüzgârını da yazdı:

Bilmiyorum ne vardı saçlarında..

Rüzgâr mı delice eserdi,

Gözlerim mi öyle görürdü yoksa

Saçlarının her hâli hoşuma giderdi.

Oysa o yıllarda Lavinia yere bakan birine tutulmuştu; fırtınalı bir ilişkinin tensel terinde köpüklenen dalgasını yaşarken, gönüllerde dolaşmanın çekiminden de vazgeçmiyordu; ilerde bunun hesabını acıyla vereceğinden habersizdi.

              *

Kimi gece Özdemir gelse de gidip içsek, anılarımızı paylaşsak diyorum; ancak 1981′de yazdığı şiir bana zamanın geçtiğini anımsatıyor:

Gemiler geçiyor sanki şakacıktan

Gidiyorlar mı, geliyorlar mı belli değil

Kuşlar uçuyorlar mı düşüyorlar mı belli değil

Düşe kalka mırıldanmalarla

Ölüyorlar mı yaşıyorlar mı

Belli değil…

İlhan Selçuk, Pencere, Cumhuriyet, 14 Şubat 1999

 

Fotoğraftakiler: Mevhibe Meziyet Beyat (önde elleri birbirine kenetli olan) ve en yakın arkadaşı Meldâ  Kaptana.

21 Nisan 1948

“Daima Aynı”

Love%20in%20Bloom

 

Çok zaman oldu. İki sevgili arasında geçen muhabbetti okumuştum. Aklıma geldi birden.

 

Kadın, sevgilisine soruyor:

“Bana olan aşkın neye benziyor?”

 

Erkek, sevgilisinin gözlerinin içine bakarak cevap veriyor:

“İpteki düğüme…”

 

Cevabı alan sevgili şaşırdı mı bilmem? Ya daha iyi anlamak için ya da o ânı uzatmak için soruyor:

“Bu nasıl bir sevgidir?”

 

Cevabı okuduğumda gözlerim dolmuştu.

 

Erkeğin, sevgilisine verdiği cevap kayıtlara şöyle geçmiş:

“Daima aynı…”

 

                                                ***

 

Erkek, sevgilisini hâlâ ilk günkü gibi seviyor. Kadın da erkeğini aynı şekilde seviyor olmalı.

 

İpi elime alıp şöyle sıkıca bir düğüm atsam. Gemici düğümü olmasa da olur. Sıkı bir düğüm… Bu düğüme  on gün, on ay, on yıl sonra tekrar baksam hep aynı düğümü görürüm. İlk günkü sıkılığında. –Kaybetmemişsem on yıl içinde bu ipi -. (:

 

Bir insan diğerine âşık olduğunda yaşadıkları, hissettiği çoşku, sevgi nasıldır?… Bu aşka, aralarındaki bu sevgiye on gün sonra, on ay sonra, on yıl sonra tekrar baksam ne görürüm?…

 

Yaşadığım her yeni günü ilk günüm olarak yaşamak. Biricik olarak düşünerek yaşamak beni mutlu, çoşkulu, anlayışlı ve sevgi dolu biri yapacaktır diye düşünüyorum.

 

Her günümü ‘ilk defa’ yaşamak. İlk defa uyanıyorum gibi uyanmak. Sabah kahvaltıya hayatımda ilk defa öyle bir kahvaltı sofrasına oturuyorum gibi oturmak. Arkadaşıma ilk günkü çoşkuyla selam vermek. Gözlerinin içine bakmak ve gülümsemek. Annemin elini hep ilk defa öpüyorum gibi öpmek. Her zaman yürüdüğüm sokakta hep ilk defa yürüyorum gibi, sokağın farkında olarak yürümek. İlk defa uyuyorum gibi uyumak…

 

Yaşadıklarımın hakkını vererek yaşamak…

 

Şu anı yaşamak gerek diyorum vesselam.

 

20 Mayıs 2009 Çarşamba / Öğle üzeri, güneş sol yanımı ısıtırken.

 

Emine OKUMUŞ

The%20Bouquet