Ekin

Posted: 26/02/2009 in Denemeler
Etiketler:, , , ,
Babam’a  

 

_ “Şeyh Efendi, araziye ne ekeceksiniz?“ 

_ “İnsan.“ 

 

                                                       *** 

Zamanın gerisinde, dişsiz güzelin mavi gözlerini okuyordu elâ gözler. Resim dondu…

Gel zaman git zaman; gel gitlerle başı döndü dünyanın. Ayçiçekleri gün dönderdiği bir vakitte; sesler doldu kulaklara, sesler boşaldı. 

Yüksek sesli kadının oğlu oldu. 

                                                       ***  

Sonbahardı, hüzünlerini başıboş bıraktı. Bir yaprak kaydı,  ayağının altında dağıldı. Kalbi vardı; dünyayı ürkütmek hoşuna gidiyordu. Kuşlar ötüyor, güneş soluyor, kasımpatılar açıyordu… Sevdi, sevildi, nefret etti, ağladı, güldü, yürüdü, bağdaş kurdu… Derin acılar çekti, ince umutlar besledi. Hayata küsmedi

O, ay yüzlü sevgililerden, yâr yüzlü dolunaylara da geçilebildiğini bilirdi. Şimdi gri tonlar hâkim çehremize. Hayatın bir devrinde asılı kaldı yaşantımız, zaman ilerliyor. Sormaya cesaret edemediğimiz sorular, sorun olarak çıkıyor karşımıza. Geniş gülümsemelerimizin, eskimeyen suskunluklarımızın arkasına gizledik korkularımızı. Usulüne uydu adımlarımız. Sesimizi yükselttiğimiz anda kulağımızı çektik. Biz uslu çocuklardık. Kuyumuzu kazardık. 

Geceydi. Kırık bir rüzgâr ıslığını düşürdü, tahta kapılar gıcırdadı. Çay çoktan soğumuştu. Telaş kendinden bezmişti. Sakin adam sokakta yürüyordu… Câmi avlusunu geçti. Okuma çocuklarının büyük hayâlleri, küçük hileleri, neş’eleri, umutları geziniyordu ağaç yapraklarında. Güllerin karaltısı, şadırvanın ezgisi geride kaldı. Soğuk taş merdivenlerden adım adım iniyordu hayatı. O, ha bire karanlık soluyordu… 

Lambalara çarpan pervâneler yere düşüyordu artık. Kutlu sözler söylenmeliydi arkalarından: 

_…! 

_…! 

/ Alkış arası… /

Gecenin kıyısında yaşamlar sönüyordu sessizce. Biz sesli düşünüyorduk:

Kararsızlığın rengi ağırlaştıkça, hayat esmer bir ölüm olur. Şekiller silinir hafızalardan. Yaralar derinleşir. Gün gelir; bütün itiraflar toplanır ağızlardan. Sesler buharlaşır, sonra sır olur. Bir göz kayması kadar kısadır ömür; soluklandığım an, yoksun.

Sabah oldu. Câmi cemaati dağıldı. Derin nefesler alıyordu insanlar pencere kenarlarında. Seher telaşları bitmişti fırıncıların. Evde ışıklar söndü…

Yüksek sesli kadının oğlu yoktu.

Korkularımın karanlığını bıraktım, bırakılacak yere.

Şeyhâdil’in ekinleri çoğaldı.

Emine OKUMUŞ

Mayıs 1999 / Bursa

NOT: Maraş’ta yaşayan Şeyh Adil Efendi’nin büyük bir arazisi vardır. Ne hikmetse, bir şey ekmez bu topraklara. Şeyh Efendi’ye buraya ne ekeceğini sorarlar: “İnsan“ der.

Babam da Maraş’taki Şeyhâdil Mezarlığı’na ekildi. Aylardan Ekim’di. ( 4 Ekim 1990 ). 

/ Babaannemin göz rengi maviydi, dedeminki yeşil elâ karışımı…  /

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s