Saatli Maarif Takvimi’nin yaprağını kopardım, arka sayfada Özdemir Asaf “Geldim” şiiriyle karşıma çıkıverdi:

“Beni çağırmadınız, kalkıp ben kendim geldim.

Uzaklardan size bir haber getirdim geldim.

Bıraktıklarınızdan, unuttuklarınızdan,

Sımsıcak-anılası günler getirdim geldim.

………….

Solarken suladığım, koparken bağladığım,

Ölürken canlandığım, sözler getirdim geldim.”

Özdemir bir geldi mi, gecenin içinde seyehat başlar, en azından sabahın üçünü bulurduk. Kendine göre reçeteleri vardı; içerken bana mısın demezdi, ardından garsona seslenirdi:

_ Bir pepsi…

_ Ne yapıyorsun?..

Ortaya attığı kurama göre Pepsicola’da ‘pepsin’ varmış, mideyi rahatlatır, alkolün etkisini siler süpürürmüş; anlattığına inanırdı; nüktenin, şiirin edebiyatın dalgasında kayak yaparak geceyi aşarken “Yuvarlağın Köşeleri”nde dolaşırdı:

Birisi konuşurken bütün iş dinleyendedir.

Birisi dinlerken bütün iş konuşandadır.

Birisi susarken bütün iş susandadır.”

Aramızdaki söyleşi bu kurala göre süregelirdi; ben neden susmayı yeğliyordum?.. “Yuvarlağın Köşeleri”ni verirken kitabın ilk sayfasına şunu yazmıştı:

“İlhan Selçuk’a.

Kelimler kelimelere insanlarla ulaşırken…

4.12.1961″

             *

Lavinia’ya âşıktı Özdemir…

Kral Latinus’un kızıydı Lavinia; Vergilus’a göre Roma yakınındaki on üç sunaklı tapınağıyla ünlü Latvinium kenti Lavinia’nın onuruna kurulmuştu. Özdemir sevdiği kız için uzun yıllar dillerde dolaşan ‘Lavinia’ şiirini yazdı.

Yalnız Özdemir mi, koca ressam Edip Hakkı’da Lavinia’ya âşıktı. 1950’li yılların İstanbul’u, avareliği ve sevdaları tohumlayan yosun kokulu bir şehirdi. Özdemir o kentin Boğaz’dan esen rüzgârını da yazdı:

Bilmiyorum ne vardı saçlarında..

Rüzgâr mı delice eserdi,

Gözlerim mi öyle görürdü yoksa

Saçlarının her hâli hoşuma giderdi.

Oysa o yıllarda Lavinia yere bakan birine tutulmuştu; fırtınalı bir ilişkinin tensel terinde köpüklenen dalgasını yaşarken, gönüllerde dolaşmanın çekiminden de vazgeçmiyordu; ilerde bunun hesabını acıyla vereceğinden habersizdi.

              *

Kimi gece Özdemir gelse de gidip içsek, anılarımızı paylaşsak diyorum; ancak 1981’de yazdığı şiir bana zamanın geçtiğini anımsatıyor:

Gemiler geçiyor sanki şakacıktan

Gidiyorlar mı, geliyorlar mı belli değil

Kuşlar uçuyorlar mı düşüyorlar mı belli değil

Düşe kalka mırıldanmalarla

Ölüyorlar mı yaşıyorlar mı

Belli değil…

İlhan Selçuk, Pencere, Cumhuriyet, 14 Şubat 1999

 

Fotoğraftakiler: Mevhibe Meziyet Beyat (önde elleri birbirine kenetli olan) ve en yakın arkadaşı Meldâ  Kaptana.

21 Nisan 1948

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s